
Psikiyatristler Hakkında Yaygın Yanlış İnançlar
Psikiyatristlik, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman yanlış yerlerinden anlaşılan bir meslektir. Bu yanlış anlamalar yalnızca mesleği dışarıdan izleyenlerde değil, bazen bu yolu seçmeyi düşünenlerde de görülür. Psikiyatriye dair yanılgıların büyük kısmı, mesleğin ne yaptığıyla değil, ne yapmadığıyla ilgilidir.
En sık yanlış inanışlardan biri, psikiyatristliğin yalnızca konuşmaya ve dinlemeye dayalı bir meslek olduğu düşüncesidir. Oysa psikiyatri, bundan çok daha fazlasını içerir. Tanı koymak, risk değerlendirmek, tedavi planlamak, ilaç tedavisini düzenlemek, kriz anlarında karar almak ve tüm bunları etik ve hukuki sorumluluklar çerçevesinde yürütmek bu mesleğin ayrılmaz parçalarıdır. Konuşma, bu sürecin yalnızca görünen yüzüdür.
Bir diğer yaygın yanılgı, psikiyatristin her hastayı iyileştirebileceği beklentisidir. Psikiyatride her çaba olumlu bir sonuca ulaşmayabilir. Bazı hastalıklar kronik seyreder, bazı hastalar tedaviye sınırlı yanıt verir, bazı durumlarda hedef iyileşme değil, işlevselliği korumak ya da riski azaltmaktır. Bu gerçek, mesleğe “herkesi kurtarma” motivasyonuyla girenler için zorlayıcı olabilir.
Psikiyatristliğin duygusal olarak “rahat” bir alan olduğu düşüncesi de sık rastlanan bir yanılgıdır. Oysa bu meslek, ağır travmalara, kayıplara, umutsuzluğa ve zaman zaman ölüm düşüncelerine tanıklık etmeyi içerir. Psikiyatrist, başkasının ruhsal yüküne temas ederken kendi sınırlarını korumayı öğrenmek zorundadır. Aksi hâlde bu meslek hızla yıpratıcı bir hâl alabilir.
Bazı kişiler psikiyatriyi, kesin doğrulara dayalı, net cevaplar sunan bir alan gibi hayal eder. Gerçekte ise psikiyatri belirsizlikle çalışır. Aynı tanıyı alan iki kişi birbirinden tamamen farklı seyir gösterebilir. Tedaviler bireyseldir ve sonuçlar her zaman öngörülebilir değildir. Bu belirsizlikle çalışmayı kabul edemeyenler için psikiyatri zorlayıcı bir alan olabilir.
Bir başka yanılgı, psikiyatristliğin yalnızca bilimsel bilgiyle sürdürülebileceği düşüncesidir. Bilgi elbette temeldir; ancak tek başına yeterli değildir. Klinik sezgi, ilişki kurabilme, sınır koyabilme ve gerektiğinde durabilme becerisi bu mesleğin görünmeyen ama belirleyici unsurlarıdır. Psikiyatri, yalnızca kitaplardan öğrenilen bir alan değildir.
Son olarak, psikiyatristliğin “bir kez öğrenilip yapılan” bir meslek olduğu yanılgısı vardır. Oysa psikiyatri, sürekli değişen bir alandır. Bilimsel yaklaşımlar, tanı sistemleri, tedavi yöntemleri ve etik tartışmalar zamanla dönüşür. Psikiyatrist olmak, bir noktada tamamlanan bir süreç değil; sürekli öğrenmeyi kabul etmek demektir.
Bu yanılgıları ayıklamak, psikiyatriyi değersizleştirmez. Aksine, onu olduğu yere koyar. Psikiyatri ne romantize edilecek bir kurtarıcılık alanıdır ne de yalnızca teknik bir uzmanlık. İnsanla, belirsizlikle ve sınırlılıkla çalışmayı göze alanlar için anlamlı; bu gerçekleri görmezden gelenler için ise zorlayıcı bir meslektir.