
Anksiyete ile Başa Çıkma
Anksiyete ile başa çıkmak, kaygıyı yok etmek değil; zihnin tehdit algısını ve bu algının oluşturduğu döngüyü fark etmekle başlar.
Anksiyete ile başa çıkmak çoğu zaman
kaygıyı ortadan kaldırmaya çalışmak olarak anlaşılır.
Oysa anksiyete,
yok edilmesi gereken bir şey değildir.
Anksiyete,
işleyen bir sistemdir.
Bu nedenle başa çıkma,
bu sistemi durdurmak değil,
nasıl çalıştığını fark etmekle başlar.
Çoğu kişi,
bedensel belirtileri kontrol etmeye çalışır.
Nefesi düzenlemek,
kalbi yavaşlatmak,
rahatlamaya çalışmak…
Bunlar kısa vadede işe yarayabilir.
Ancak anksiyete yalnızca bedensel bir süreç değildir.
Zihnin tehdit algısı değişmedikçe,
beden yeniden hazırlanır.
Bu nedenle başa çıkmanın ilk adımı,
zihnin neyi tehdit olarak algıladığını fark etmektir.
İkinci adım,
bu algının her zaman gerçek bir tehlikeye dayanmadığını görebilmektir.
Çünkü anksiyete çoğu zaman
tehlikeye değil,
tehlike ihtimaline verilen bir tepkidir.
Bu fark edildiğinde,
bedenle mücadele etmek yerine
zihnin kurduğu döngü görünür hale gelir.
Kaçınma davranışları bu döngüyü sürdürür.
Kişi uzaklaştıkça rahatlar,
rahatladıkça kaçınma güçlenir.
Bu da zihne şu mesajı verir:
“Bu durum gerçekten tehlikeliydi.”
Bu nedenle başa çıkmak,
kaçınmayı azaltmayı da içerir.
Kişi,
korktuğu durumla temas etmeye başladıkça
zihin yeni bir şey öğrenir:
“Bu durum sandığım kadar tehlikeli değil.”
Bu öğrenme,
anksiyete döngüsünü zayıflatır.
Anksiyete ile başa çıkmak,
kontrol etmekten çok
anlamakla ilgilidir.
Ve çoğu zaman değişim,
zihnin kurduğu ilişki biçimi değiştiğinde başlar.
