Yaygın anksiyete bozukluğu, süregen ve kontrol edilmesi zor kaygı ve endişe hali ile giden bir klinik tablodur. Kaygı düzeyi çoğu zaman belirgin biçimde yüksektir ve kişinin gündelik yaşamının hemen her alanına yayılır. Bu nedenle kişi, yalnızca belli durumlarda değil; işte, evde, okulda, sosyal ilişkilerde ve hatta boş zamanlarında bile “içten içe gergin” bir halde yaşadığını tarif eder.

Bu bozukluğun en ayırt edici özelliği, kaygının belirli bir konuya sınırlı kalmaması; adeta her seye bulaşmasıdır. Kişi, endişelendiğini fark eder ama bu endişeyi durduramaz; “kendime engel olamıyorum” duygusu sıklıkla eşlik eder.

Tanı nasıl konur?

Yaygın anksiyete bozukluğunda kaygı ve gerginlik hali genellikle uzun sürelidir. Tanı açısından kritik eşik, kaygı halinin gunlerin cogunda ve en az altı ay boyunca sürmesi ve kişinin işlevselliğini belirgin biçimde etkilemesidir.

Bu süreçte sık görülen belirtiler şunlardır:

  • çabuk yorulma, ani yorgunluk hissi
  • kötü bir şey olacakmış gibi hissetme
  • dikkati toplamakta zorlanma
  • tahammülsüzlük, sinirlilik
  • kas gerginliği
  • huzursuzluk
  • uyku sorunları

Bu belirtilerden bir kısmı pek çok insanda zaman zaman görülebilir. Ancak yaygın anksiyete bozukluğunda mesele, bunların süreklilik kazanması ve kişinin yaşam ritmini bozmasıdır.

Bedensel gerginlik ve huzursuzluk

Yaygın anksiyete bozukluğunda yalnızca zihinsel bir kaygı hali değil, belirgin bir bedensel gerginlik de ön plandadır. Özellikle kas gerginliği ve “rahat duramama” hali dikkati çeker. Kişi çoğu zaman:

  • kollarında ve bacaklarında huzursuzluk,
  • içten içe titreklik,
  • rahat bulamama,
  • yerinde durmakta zorlanma

gibi yakınmalar tarif eder.

Kasların sürekli gergin olması, bazı hastalarda baş-boyun kaslarının aşırı kasılmasına bağlı gerilim tipi bas agrısı şeklinde de ortaya çıkabilir. Yani kaygının bedeni “motor gerginlik” düzeyinde tuttuğu bir tablo söz konusudur.

Başka nedenler mutlaka dışlanmalıdır

Muayene sırasında kaygı belirtilerinin yalnızca psikolojik bir nedene mi bağlı olduğu, yoksa altta yatan başka bir bedensel durumun tabloyu taklit edip etmediği mutlaka değerlendirilmelidir.

Örneğin:

  • hipertiroidi
  • feokromasitoma gibi bazı endokrin hastalıklar
  • kullanılan bazı ilaçlar ya da uyarıcı maddeler

kaygı belirtilerini artırabilir veya kaygı bozukluğuna benzer tablolar oluşturabilir. Bu nedenle klinik değerlendirmede bedensel nedenlerin ayırt edilmesi önemlidir.

Ne kadar sık görülür?

Yaygın anksiyete bozukluğunun yaşam boyu görülme oranı yaklaşık %5 civarındadır. Bu oran, toplumdaki her 100 kişinin yaklaşık 5’inin yaşamının bir döneminde bu tabloyu yaşayabileceği anlamına gelir. Geç ergenlik, erken erişkinlik ve ileri yaş dönemlerinde daha sık ortaya çıkabilir.

Oluşumunda genetik yatkınlık önemlidir. Ancak psikolojik ve sosyal etkenler de hem hazırlayıcı hem tetikleyici rol oynar. Örneğin kaygı ve endişeyi besleyen aile tutumları, stresli yaşam koşulları, iş ve ev yükü, sosyal destek eksikliği bu süreci kolaylaştırabilir.

Tedavi

Yaygın anksiyete bozukluğu tedavi edilebilir bir tablodur. Tedavide ilaç tedavileri çoğu zaman etkilidir ve çoğunlukla tedavinin 6–12 ay sürdürülmesi önerilir.

Bu bozuklukta:

  • anksiyolitik etkisi bilinen antidepresanlar
  • buspiron gibi non-benzodiazepin ajanlar
  • bazı durumlarda benzodiazepin grubu ilaçlar (kısa süreli ve kontrollü)

kullanılabilir.

Bunun yanında, düzenli fizik egzersiz, uyku ve yaşam ritminin düzenlenmesi, stres yükünü azaltmaya yönelik değişiklikler tedaviye belirgin katkı sağlar.