Evet, hayatı sorumlulukla mı yöneteceğiz yoksa hazza mı teslim olacağız dediğimizde,
alkolle sıkıntımızı yatıştırma meselesini konuşmamız gerekiyor.
Çünkü alkol, sıkıntıyı kısa vadede gerçekten azaltabilir.
Ama uzun vadede beyinde çok daha karmaşık ve beklenmedik değişikliklere yol açar.

Bir noktadan sonra mesele alkol olmaz.
Hayatın kendisi, zorunluluk olarak karşınıza dikilir.
Ve artık sıkıntı, dışarıdan gelen bir şey değil;
yaşantının bizzat kendisi hâline gelir. Bu noktada size “hazlarımızın ve sorumluluklarımızın nörobiyolojisi” de okumanızı öneririm.

Alkolle ortaya çıkan bu kısa vadeli rahatlama etkisi, yalnızca alkole özgü değildir.
Kaygıyı hızlı biçimde bastıran bazı ilaçlar da benzer bir etki yaratır.
Özellikle benzodiazepin grubu olarak bilinen alprazolam, diazepam, klonazepam gibi ilaçlar, kısa sürede belirgin bir rahatlama sağlayabilir.

Ancak bu rahatlama çoğu zaman bir çözüm değil, kaçınma döngüsünün başlangıcıdır.
Kişi sıkıntıyla temas etmek yerine ondan uzaklaşmayı öğrenir.
Bu da kısa vadede işe yarıyor gibi görünse bile, uzun vadede tabloyu ağırlaştırabilir.

Buradaki mesele ilacın kendisi değil;
hangi niyetle, ne kadar süreyle ve neyin yerine kullanıldığıdır.
Alkolde olduğu gibi, bu tür ilaçlar da regülasyonu öğretmez;
regülasyonu ikame eder.


Alkol ilk anda ne yapar?

Alkol alındığında olan şey basittir ve bu yüzden caziptir.
Beyinde baskılayıcı sistemler devreye girer, gerginlik azalır, içsel frenler gevşer.
Kişi daha az düşünür, daha az takılır, daha az kaygılanır gibi hisseder.

Bu bir iyileşme değildir.
Bu, geçici bir regülasyon devridir.

Alkol, kaygıyı çözmez;
kaygıyı bir süreliğine sessize alır.


Beyin bu sessizliğe nasıl cevap verir?

Beyin pasif bir yapı değildir.
Dışarıdan verilen her regülasyona karşı,
içeride bir dengeleyici karşı hamle üretir.

Alkol baskıladıkça beyin uyarıcı sistemleri güçlendirmeye başlar.
Sakinlik sürsün diye değil;
denge yeniden kurulsun diye.

Bu nedenle alkolün etkisi geçmeye başladığında:

  • gerginlik artar
  • huzursuzluk belirginleşir
  • kalp atışı, terleme, iç sıkıntısı ön plana çıkar

Kişi bunu çoğu zaman şöyle tarif eder:

“İçince rahatlıyorum ama sonra daha kötü oluyorum.”

Bu tesadüf değildir.
Bu, beynin karşı regülasyon yanıtıdır.


Kaygı neden ertesi gün artar?

Alkol sonrası kaygının artması, kişisel zayıflıkla ilgili değildir.
Bu, nörobiyolojik bir sonuçtur.

Beyin, alkolle bastırılan sistemi telafi etmek için
daha uyarılmış bir ayara geçer.
Bu ayar, kısa vadede koruyucudur ama deneyim olarak rahatsız edicidir.

Ortaya çıkan kaygı:

  • “yeni” bir kaygı değildir
  • bastırılmış olanın geri dönüşüdür

Ama artık biraz daha serttir.
Çünkü beyin bir süreliğine iç regülasyon yapmamayı öğrenmiştir.


Neden tekrar içme isteği doğar?

Burada kritik bir öğrenme gerçekleşir.

Kişi şunu fark eder:

“Kaygım artınca içince rahatlıyorum.”

Bu, bir ahlâk problemi değildir.
Bu, beynin en kısa yolu öğrenmesidir.

Alkol, iç regülasyon yerine geçen bir dış araç hâline gelir.
Beyin, kaygıyla baş etmeyi değil;
kaygıyı alkolle susturmayı öğrenir.

Bu noktadan sonra sorun sadece alkol değildir.
Sorun, iç regülasyonun tembelleşmesidir.


Hedonik kısa yolun uzun bedeli

Alkol burada tipik bir örnektir.
Ama mesele sadece alkol değildir.

Haz üzerinden kurulan kısa yollar:

  • anlık rahatlama sağlar
  • ama uzun vadede yön duygusunu zayıflatır

Kişi sorumlulukla, zorunlulukla ve rollerle temas ettikçe
bu temas giderek daha tahammül edilemez hâle gelir.

Çünkü beyin, artık bu alanları
kendi başına düzenlemeye alışık değildir.

Hayat ağırlaşmaz;
taşınamaz hâle gelir.