Psikiyatrik Hastalıklarda Genetik Tek Başına Etkili mi?

Psikiyatrik hastalıklarda genetik, yani ailemizde bazı hastalıkların bulunması, bizde de mutlaka aynı hastalığın ortaya çıkacağı anlamına gelir mi?
Bu soru, pek çok insanın zihnini meşgul eder.

Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda bu kaygı daha da artar:
“Bende görülen bir psikiyatrik hastalık, çocuğumda da mutlaka ortaya çıkar mı?”

Bu endişe anlaşılırdır; ancak genetik yatkınlık ile hastalığın ortaya çıkması aynı şey değildir. Psikiyatrik hastalıklar çoğu zaman tek bir nedene değil, genetik özellikler, çevresel etkenler, yaşam deneyimleri ve psikolojik dayanıklılık gibi birçok faktörün bir araya gelmesiyle şekillenir.

Genetik Yatkınlık Ne Anlama Gelir?

Genetik yatkınlık, bir hastalığın kesin olarak ortaya çıkacağı anlamına gelmez.
Daha doğru ifadeyle, genetik yapı bazı kişiler için bir hassasiyet zemini oluşturur.

Yani DNA’mızda hastalık kodlarının varlığı hastalığın kapısını aralayabilir;
ancak o kapıdan girilip girilmeyeceğini belirleyen tek unsur genetik değildir.

Psikiyatrik hastalıklarda genetik, çoğu zaman bir risk artırıcı faktör olarak karşımıza çıkar.
Bu risk, çevresel koşullar, stres düzeyi, çocukluk deneyimleri, travmalar, sosyal destek ve bireyin psikolojik dayanıklılığı gibi etkenlerle birlikte şekillenir.

Aynı genetik özelliklere sahip iki kişiden biri hastalığı yaşarken, diğeri yaşamayabilir.
Bu durum, genetik etkinin tek başına belirleyici olmadığını açıkça gösterir.


Ailede Hastalık Olması Ne Anlama Gelir?

Bir ailede depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk ya da şizofreni gibi psikiyatrik hastalıkların bulunması, çocuklar için mutlak bir kader anlamına gelmez.

Aileden aktarılan şey çoğu zaman:

  • hastalığın kendisi değil,
  • duygusal tepkilenme biçimleri,
  • stresle başa çıkma yolları,
  • ilişki kurma ve düzenleme şekilleridir.

Yani genetik miras kadar, psikolojik ve sosyal miras da önemlidir.

Bu nedenle aynı aile içinde büyüyen bireylerin bile hastalıkla kurduğu ilişki birbirinden çok farklı olabilir.


Çocuklar Açısından Risk Nasıl Değerlendirilir?

Çocuklarda psikiyatrik hastalık riskini değerlendirirken sadece genetik öyküye bakmak yeterli değildir.
Asıl belirleyici olan, çocuğun:

  • güvenli bağlanma deneyimi yaşayıp yaşamadığı,
  • duygularının görülüp görülmediği,
  • stresle karşılaştığında yalnız bırakılıp bırakılmadığı,
  • çevresel destek sistemlerinin varlığıdır.

Sağlıklı bir çevre, genetik yatkınlığın etkisini azaltabilir.
Bu nedenle erken farkındalık, doğru ebeveynlik tutumları ve gerektiğinde profesyonel destek, koruyucu bir rol oynar.

Ancak burada önemli bir nokta vardır:
Ebeveynlerden birinin psikiyatrik bir hastalık yaşıyor olması, başlı başına bir risk değil, bu durum doğru yaklaşımla koruyucu bir avantaja da dönüşebilir.

Kendi ruhsal süreçlerinin farkında olan, gerektiğinde destek alan ve yaşadığı zorlukları çocuğuna yüklememeye çalışan bir ebeveyn, çocuğu için sağlıklı bir duygusal ortam oluşturabilir.
Bu farkındalık, genetik yatkınlığın etkisini dengeleyen en güçlü unsurlardan biridir.

Unutulmamalıdır ki çocuklar, anne-babalarının hastalığından çok;
hastalığın inkâr edilip edilmediğini,
duyguların konuşulup konuşulmadığını,
zorlanıldığında yardım alınıp alınmadığını hissederler.

Bu nedenle ebeveynin kendi ruhsal sağlığıyla ilgilenmesi, sadece kendisi için değil, çocuğu için de koruyucu bir ebeveynlik davranışıdır.