Günlük hayatımızda kaygı, endişe ve korku sıklıkla yaşadığımız duygulardır. Sabah biraz geç kalksak işe geç kalmaktan endişe duyar ve acele ederiz. Sınav haftası yaklaştığında düşük not alma tehlikesi bizi ders çalışmaya yönlendirir. Hasta olmaktan korktuğumuz için sağlığımıza dikkat etmeye çalışır, bir sağlık sorunu yaşadığımızda kaygı duyar ve hekime başvururuz.

Evimize hırsız girme tehlikesi bizi kaygılandırır, gece kapıyı içeriden kilitleriz. Kaza yapma tehlikesi bizi kaygılandırır ve hızlı gittiğimizi fark ettiğimizde ayağımızı gazdan keseriz. Ilımlı düzeyde bir kaygı hayatımızı sürdürmemize yardımcı olur.

Kaygı (anksiyete), tehlike durumunda hissettiğimiz temel bir duygudur. İki amacı vardır:
kişiyi tehlikeden kaçmaya hazırlamak ve tehlikeli durumlardan kaçınmamızı sağlamak.

Kaygıyı bir alarm sistemi olarak da düşünebiliriz. Kaygı hissettiğimizde bu bize tehdit altında olduğumuz sinyalini verir. Bu nedenle önemli, hatta hayati öneme sahip bir duygudur. Eğer hiçbir şeyden kaygılanmıyor olsaydık her türlü tehlikeye açık hale gelir, riskli davranışlar gösterirdik.

Bağımlılık yapıcı maddelerin en büyük tehlikelerinden biri de budur. Korku duygusunu baskıladıkları için alarm sistemi devre dışı kalır ve alkol ya da madde etkisindeki kişi riskli davranışlara daha açık hale gelir.


Kaygı sırasında vücutta neler olur?

Kişi kaygılıyken bazı bedensel belirtiler yaşar:

  • Kalp hızlanması
  • Nefesin hızlanması ve yüzeyselleşmesi
  • Kaslarda gerginlik
  • Terleme
  • Sindirim sistemi şikayetleri

Şiddetli korkuda bunlara:

  • Baş dönmesi
  • Donakalma
  • Titreme
  • Bayılacak gibi hissetme
  • Ellerde-ayaklarda karıncalanma ve uyuşma

eklenebilir.

Bu tabloya kaçma–savaşma tepkisi adı verilir.

Her bir belirtinin evrimsel bir amacı vardır. Kalp ve solunum hızlanır çünkü kaslara daha fazla oksijen gönderilmelidir. Tehlikeden kaçmak için vücut hazır hale gelir. Donakalma ise birçok canlıda avcılardan korunmaya yönelik içgüdüsel bir tepkidir.


Sağlıklı kaygı – sağlıksız kaygı ayrımı

Kaygı düzeyi ile algılanan tehlike orantılıysa bu sağlıklıdır.

Örneğin iki büyük köpeğin havlayarak üzerimize koşması durumunda korku hissetmemiz normaldir.
Ama tasmasıyla sahibinin yanında duran küçük bir köpekten dehşete kapılmak sağlıksızdır.

Bir diğer fark şudur:

Sağlıklı kaygı bize yapılacaklar listesi verir.

Uzun yola çıkmadan önce arabayı kontrol etmek gibi.

Sağlıksız kaygı ise:

“Ya olursa?”

türü felaket senaryoları üretir.

Kalp krizi geçirirsem, araba takla atarsa, bir şey olursa…
Bu olasılıklar mümkündür ama çok düşüktür ve büyük ölçüde kontrolümüz dışındadır.


Kaygı bozukluklarında temel iki mekanizma

1️⃣ Tehlikeyi abartmak ve felaketleştirmek
2️⃣ Kendi başa çıkma gücünü yetersiz görmek

Örneğin:

• Sağlık anksiyetesi: basit bir baş ağrısını tümörle ilişkilendirmek
• Panik bozukluk: bedensel belirtileri felaket olarak yorumlamak
• Sosyal fobi: sosyal ortamlarda kontrolü kaybedeceğini düşünmek


❓ Sık Sorulan Sorular

Kaygı tamamen kötü bir duygu mudur?
Hayır. Kaygı hayatta kalmamızı sağlayan doğal bir alarm sistemidir. Sorun, kaygının gerçek tehlikeyle orantısız hale gelmesidir.


Kaygı bozukluğu olan kişiler gerçekten tehlike altında mıdır?
Hayır. Genellikle tehlike olduğundan çok daha büyük algılanır.


Panik belirtileri kalp krizi gibi midir?
Belirtiler benzeyebilir ama panik ataklar hayati tehlike oluşturmaz.


Kaygı bozuklukları tedavi edilebilir mi?
Evet. İlaç tedavileri ve özellikle psikoterapi ile çok yüksek oranda düzelme sağlanır.


Kaygıyı tamamen yok etmek gerekir mi?
Hayır. Ama sağlıksız düzeyde olan kaygıyı kontrol altına almak gerekir.