Tarihte Adet Olgusu *Tarih öncesi dünyada, kan insanoğlu için hem yaşam hem ölüm demeti. Doğum anında da vardı, çoğunlukla ölüm anında da… Kanın canlandırıcı etkisi, içsel bir güç niteliği taşıdığının göstergesiydi ve bu nedenle her türlü büyü ayininde, ruhlarla kurulmak istenen ilişkilerde kullanılmaktaydı. Neden sorusunu sormaya başlayan insanoğlu için, kadınların kanamalarının biyolojik işlevi uzun süreler gizli kaldı. Hiçbir neden olmadan akıyor, günlerce sürüyor ve ölüme yol açmıyordu. Bu gözlemler, adet kanının büyülü olduğu görüşünü pekiştiriyordu.*
Zamanla adet görmeye başlamanın fiziksel bir olgunluk göstergesi olduğu anlaşıldı. Kadının çocuk sahibi olabileceğini gösteriyor ve hamilelik sırasında kesilmesi de yeni bir yaşam belirtisi olarak kabul ediliyordu. Günümüz araştırmacıları bu durumun o çağ erkeklerinde ne gibi psikolojik etkilere yol açmış olabileceği konusunda çeşitli tahminler yürütmektedirler. Adet kanaması kız çocuklarının olgunlaşmasının bir işareti olarak kabul edilirken, erkek çocuklarının olgunlaştığına dair böyle bir kesin çizginin olmayışı erkek çocuklarında bir imrenmeye yol açmış olabilirdi. Psikologlar, kabilelerin erkek çocuklar için düzenledikleri gösterişli erginlenme ve yetişkinliğe adım atma törenlerinin kız çocuklarının ilk adetleri kadar kesin bir geçiş çizgisi yaratmak olduğunu iddia etmektedirler. Çoğu kabilenin bu törenlerde erkek çocuğun kanını akıtması da bunu destekler niteliktedir. Yine de hiçbir ayin erkeğe çocuk doğurma ve bir yaşam yaratma yeteneği kazandıramamıştır. Kadının neden doğurabildiği sorusunun tatmin edici cevaplarının olmayışı, erkek kültüründe öfkeye yol açmıştır. Kanın büyüsü ve erkeğin bunu anlamaktaki aczi, adet dönemindeki kadından sakınmaya başlamasına ve onu tecrit etmesine yol açmış olabilir. Bununla birlikte insanoğlunun diyetinin sağlıklı olmadığı dönemlerde, kadının adet görmesi ve doğurabilir hale gelmesi, yeterince besine sahip olmayan kabilelerde birer tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Adetlerini gören kız çocukları hamile kalmamaları için tecrit etme gibi yöntemlere başvurulmuştur. Kadının yardım almadan üreyemeyeceğinin, dolayısıyla erkeğin de üreme de rolünün olduğunun anlaşılmasıyla birlikte erkeğin kadın adetine bakışının sertleştiği savunulur. Kadının her adet oluşu, hamile olmadığının bir işaretiydi ve dolaylı olarak erkek üretkenliğe bir hakaret olarak, erkeğin başarısızlığının göstergesi olarak algılanmaya başlandı. Erkeğin kendine dair yeni keşfettiği rolünü, yani çocuk üreticisi olma rolünü inkar eden bir kan boşalımıydı adet. Adet konusundaki tabuların tam olarak ne zaman yerleştiği bilinmemekle beraber, kadının lehine gelişmediği bilindik bir gerçek. Adete ilişkin görüşlerin çoğu halen kirlilik, kirlenme temaları üzerinden yürütülmektedir. Erkek egemen kültürümüzde de maalesef kadının erkeğine olan cinsel hizmetini sekteye uğratan bir kusur olarak görülmektedir. Tarihöncesinde adet olan kadınların tecrit edilişinin, kadının bu asabi haline tahammül edemeyişle bir ilgisinin olup olmadığı bilinmiyor. Arkeloglar tarafından bulunan kırılmış kimi tabakların adet gören bir kadının kocasının kafasında kırdığı tabaklar olduğunu düşünmek trajikomik olmakla beraber, adetin neden olduğu gerginlik göz önüne alındığında gerçeklik içermektedir. 20. y.y. Adetleri Yıllar boyunca adetin ve daha sonraları adet öncesi gerginlik durumunun toplumumuz tarafından algılanışında da değişiklikler olmuştur. Annelerimiz adet durumunu anlatmak için “kirlendim ” gibi ifadeler kullanılırken adet olayının kendisi bile yeterince utanç verici bir durum olarak görülmekteydi. Bir de öncesinde yaşanan gerginlik durumundan kimse bahsetmezdi. Kadınların yalnızca kadınlar arasında konuşabildiği bir tabu olarak uzun yıllar saklı kaldı. Kocaları da yıllar boyunca nasıl olup da bazı günlerde bir televizyon reklamına ya da bir belgesele bakarak ağlayabildiklerini anlayamadılar. Yakaladığı zebrayı yiyen bir çitayı izlerken “Neden ağlıyorsun ne oldu şimdi? soruları karşısında “bir nedeni yok, çok duygulandım” cevapları aldılar. Erkeklerin en nefret ettikleri durumlar nedeni olmadığı söylenen, anlamlandıramadıkları, dolayısıyla kontrol edemedikleri durumlardır. Partnerlerinin premenstural gerginliklerinden de bu nedenle hoşlanmamaktadırlar. Kadınlar ise bence mensturasyonlarını, yakındıkları, ama partnerleri yakınmaya başlayınca savundukları çocukları gibi görürler. Gizli gizli gurur duydukları çocukları… Mensturasyonları nedeniyle mağdur psikolojisinden çıkalı çok olmuştur. Yeni nesillerde bu dönem kadına doğurganlığını, dolayısıyla üstünlüğünü hatırlatan bir dönemdir. Mensturasyon belki de iştahı ve sinirleri alınmış bir şekilde gezmesi, mutlu bir aile tablosu çizmesi beklenen kadına saçmalama hakkı tanır. Bu dönemde ortaya çıkan iştah artışı, anoreksik dünyanın her yediğimizi boğazımıza dizen eleştirilerinden muaftır. Bir gece önce tartışma büyümesin diye kapatılan konuların hepsi özgürdür, istedikleri kadar büyüyebilir, yoldan sapabilirler. Premens dönemindeki bir kadın yoldan sapmak isteyen bir konuya seve seve rehberlik edecektir. Kısırdöngü de burada başlamaktadır. Mens dönemi bittiğinde bu sefer erkek işleri yokuşa sürmeye başlayacaktır. Alttan aldığı anların acısını çıkarma sırası ondadır. Bu dönem atlatıldığında ve hesaplaşma tamamlandığında ise kadının bir sonraki mens dönemine yalnızca bir hafta kalmış olur. Premenstürel sendromlar tam da bu nedenle çiftleri boşanma sebebi olabilecek çatışmalara sürükleyebilmektedirler. Eşlerden birinin evlilik yıldönümünü unutması ne kadar çatışma sebebiyse premenstural sendromlar da o oranda çatışma sebebidir. Üstelik bunun için kimsenin bir şey unutmasına gerek yoktur. Bu dönemde salgılanan hormonlar kadınları daha hassas, alıngan yapmakta ve günlük sıkıntılara karşı tahammüllerini azaltmaktadır. Her kadın adet öncesi benzer sıkıntılar yaşasa da bazı kadınlar için bu dönemler ağır geçmektedir ve tedavi gerektirir. “Premenstürel sendrom” terimi de premenstürel gerginliğin normal karşılanandan daha şiddetli yaşandığı durumlar için kullanılmaktadır. Bu bayanların bir doktora başvurarak muayene olmaları, gerekirse psikiyatrik yardım almaları şarttır. Bu sıkıntılar, çiftlerin evlilik kalitesinde bozulmalara yol açmışsa aile - çift terapisi almaları faydalı olacaktır. * Tarihte Cinsellik, Reay Tannahil, Dost Yayınevi * Cnbc’nin yetişkinler için hazırladığı Southpark dizisinde, çocuk karakterlerden biri diğerine şöyle der: “Kadınlar güvenilmez yaratıklardır. Dört gün kanayıpta ölmeyen şeye güvenmem ben.” |